
Gençler nasihat değil, muhatap alınmak istiyor
"Gençlik meselesi, yalnızca yeni neslin değil, bütün toplumun aynasıdır." Mehmet Yüksel yazdı..
Önceki iki yazımızda gençliğin değişen dünyasını ve İslam'ın gençlere yaklaşımını ele aldık. İlk yazımızda gençleri anlamak için onların içinde yetiştikleri toplumsal şartları dikkate almamız gerektiğini ifade ettik. İkinci yazımızda ise Hz. Peygamber'in gençlere duyduğu güveni, onlara verdiği sorumlulukları ve değerler eğitiminde yetişkinlerin örnekliğinin önemini değerlendirdik.
Bu son yazımızda gençlerle iletişim meselesi üzerinde durmak istiyorum.
Çünkü gençlere ne söylediğimiz kadar, onlarla nasıl konuştuğumuz ve onları ne ölçüde dinlediğimiz de önemlidir.
Gençler nasihat değil, muhatap alınmak istiyor
Bugünün gençleriyle iletişim kurabilmek için öncelikle onların düşüncelerini ifade edebilecekleri güvenli ortamlar oluşturmalıyız.
Ailede, okulda, camide ve sosyal hayatta gençlerin sorular sormasına, farklı düşüncelerini dile getirmesine ve kendilerini ifade etmesine imkân tanınmalıdır.
Özellikle dinî konularda gençlerin soru sormasını bir tehdit olarak görmek yerine, öğrenme ve anlama çabasının parçası olarak değerlendirmek gerekir.
Genç, dinî bir konuda zihnindeki soruya cevap bulamadığında, bu soruyu başka kaynaklara yöneltebilir. Dolayısıyla dinî rehberlik faaliyetlerinde gençlerin gerçek sorularını ve karşılaştıkları meseleleri dikkate almak önemlidir.
Kur'an-ı Kerim'de Hz. Peygamber'in insanlarla ilişkisi anlatılırken onun yumuşak huyluluğuna, merhametine ve istişare anlayışına dikkat çekilir (Âl-i İmrân, 3/159).
Bu yaklaşım, gençlerle iletişimde de yol göstericidir.
Gençlere güven vermeyen, onları sürekli eleştiren, sorularını küçümseyen ve düşüncelerini değersiz gören bir yaklaşımın sağlıklı bir iletişim oluşturması güçtür.
Buna karşılık dinleyen, anlamaya çalışan, bilgiyle rehberlik eden ve güzel örneklik sunan yetişkinlerin gençlerle daha güçlü ilişkiler kurması mümkündür.
Gençlik meselesi hepimizin meselesidir
Gençliği yalnızca gençlerin kişisel tercihleri üzerinden değerlendiremeyiz.
Aile yapısındaki değişimler, eğitim sisteminin niteliği, ekonomik şartlar, sosyal çevre, teknoloji, medya ve kültürel dönüşümler gençlerin hayatını doğrudan etkilemektedir.
Dolayısıyla gençliğin sorunlarına çözüm ararken yalnızca gençlerden değişmelerini beklemek yeterli değildir.
Ailelerin iletişim biçimlerini, eğitim kurumlarının yaklaşımlarını, dinî rehberlik hizmetlerinin dilini ve toplumun gençlere sunduğu fırsatları da gözden geçirmeliyiz.
Gençlerimize yalnızca ne yapmamaları gerektiğini söylemekle yetinemeyiz.
Onlara okuyabilecekleri, üretebilecekleri, sanatla ve bilimle ilgilenebilecekleri, yeteneklerini geliştirebilecekleri, gönüllü faaliyetlere katılabilecekleri ve kendilerini değerli hissedebilecekleri ortamlar hazırlamalıyız.
Çünkü gençliğin enerjisini sürekli sınırlandırmaya çalışmak yerine, bu enerjiyi doğru ve faydalı alanlara yönlendirmek daha kalıcı sonuçlar doğuracaktır.
Gençlere nasıl bir gelecek sunuyoruz?
Gençlerden başarılı olmalarını, sorumluluk almalarını, değerlerine bağlı kalmalarını ve topluma faydalı bireyler olarak yetişmelerini bekliyoruz.
Ancak bu beklentilerimizin karşılığında onlara hangi imkânları sunduğumuzu da düşünmemiz gerekiyor.
Eğitim hayatında karşılaştıkları güçlükleri, ekonomik kaygılarını, sosyal çevrelerinde yaşadıkları sorunları ve geleceklerine ilişkin belirsizlikleri dikkate almadan yalnızca gençlerin davranışlarını eleştirmek yeterli değildir.
Gençlerin kendilerini geliştirebilecekleri, yeteneklerini ortaya koyabilecekleri ve toplumsal hayata katkıda bulunabilecekleri ortamlar oluşturmak hepimizin sorumluluğudur.
Aileler, eğitimciler, din görevlileri ve toplumun diğer kesimleri gençlerle ilişkilerini bu anlayış doğrultusunda yeniden değerlendirmelidir.
Çünkü gençler yalnızca geleceğin yetişkinleri değildir. Bugünün de düşünen, sorgulayan, üreten ve topluma katkıda bulunabilecek bireyleridir.
Sonuç yerine: Gençlerden önce kendimize bakmak
Gençlerin değiştiği doğrudur. Fakat değişen yalnızca gençler değildir.
Dünya değişiyor, aile ilişkileri değişiyor, iletişim biçimleri değişiyor, ekonomik ve toplumsal şartlar değişiyor.
Böylesine büyük bir dönüşüm yaşanırken gençlerin bundan etkilenmemesini bekleyemeyiz.
Asıl mesele, bu değişimin karşısında nasıl bir tutum geliştireceğimizdir.
Sürekli geçmişi özleyerek ve bugünün gençlerinden şikâyet ederek bir sonuca ulaşamayız.
Gençleri anlamaya, onlara güvenmeye, sorumluluk vermeye ve hayatlarına anlam katabilecekleri imkânlar sunmaya ihtiyacımız var.
Belki de gençlik üzerine düşünmeye başlarken kendimize sormamız gereken asıl soru şudur:
“Nasıl bir gençlik istiyoruz?” demeden önce, “Nasıl bir toplum oluşturduk ve gençlere nasıl bir hayat sunuyoruz?” sorusunu sormaya hazır mıyız?
Çünkü gençlik meselesi, yalnızca yeni neslin değil, bütün toplumun aynasıdır.
Yazı dizisinin sonu.


