
İster yüzümü güldür, istersen ağlat beni!
"Bütün tatlar benzeşir; meyveler ve sebzeler giderek su tadına dönüşür. Tatsızlaşır." Metin Kondel yazdı..
Modern paradigma bir değirmen gibi bütün medeniyetleri öğütüp posaya çevirdikçe, toplumlar melezleşiyor. Kültürel açıdan toplumların karakteri modern hayatın gramerinde eriyor. Toplumların bütün folklorik renkleri soluyor. Modern hayatın mekanik döngüsü her şeyi dönüştürüyor.
Meselâ bundan sadece 60 yıl önce Ogene köyünde 50’den fazla elma, 60’tan fazla armut türü varmış. Her köyün kız, gelin, delikanlı horonları birbirinden farklıymış. Bütün o farklı horonlardan geriye sadece sıksara, Sürmene sallaması, Trabzon karşılaması ve Akçaabat’ın bıçak oyunu kalmış. Diğer oyunlar hafızalardan silinmiş.
Modern bir toplumda bir kilise papazı ile bir mafya babası arasında toplumsal fonksiyon açısından özünde bir fark yoktur. Toplumsal sistematikte ikisi de aynı şeye —merkezdeki resmî ideolojiye— hizmet ederler. İlkinde papaz, insanları cehennemle korkutarak para kazanırlar. İkincisinde ise mafya, insanları ölümle tehdit ederek para kazanır.
Plastik cerrahi ile bütün yüzlerin benzeşmesi gibi, kimyasal tatlandırıcılarla da bütün tatlar benzeşir. Yani modern toplumlarda giderek tek tipleşme söz konusudur.
Toplumdaki statüler birbiriyle benzeştikçe bir devlet başkanı ile bir mafya babası arasında hiçbir fark kalmaz. Bir devlet başkanını, içindeki azizin hiç susmadığı bir politikacı olarak görebileceğiniz gibi, pekâlâ muhalifleri tehdit eden bir mafya babası olarak da görmeniz mümkündür.
Modern devletlerin başkentlerinin ürettiği plastik kültür, resmi dil, her bir şeyi kuşatıp dönüştürür.
Toplumun güvenliğini tehdit eden bir terörist ile hukukun sınırları içinde yaşayan bir vatandaş arasında bir fark kalmaz.
Hal böyle olunca modern bir toplum, kurumları en cahil, en ilkel, en cevval, en gözü kara, en düzenbaz insanlar tarafından ele geçirilir. En ahlaklı, en bilgili, en dürüst, en erdemli, en medeni insanlar toplumun dışına itilir.
Bütün fiiller, içeriğine bakılmaksızın mekanik bir şekilde eşitlenir. Mahkemeler bir katil ile bir maktul arasında herhangi bir fark görmemeye başlar.
Acı ile tatlının eşiği aşındıkça bütün tatlar da benzeşir. Zıtlıklar arasındaki benzeşme arttıkça hayata verilen anlam peyderpey azalır. İnsanların zihninde artan suallerle nihilizm toplumda giderek yaygınlaşır.
Kadınlar erkekleşir, erkekler kadınlaşır. Modern bir toplumda erkek olmak bir suç unsuruna haline dönüşür.
Tıpkı eski bir şarkının sözlerinde olduğu gibi, insanın hayattan beklentisi ciddi bir hayal kırıklığına dönüşür. Ve insan, kuralları tavsamış o hayatta rastgele savrulmaya başlar.
“İster yüzümü güldür, istersen ağlat beni…”
Bu haliyle insan cennete de cehenneme de hazırdır.
İşte tam da bu yüzden modern toplumların banka ile, borsa ile acul politikacılar tarafından soyuluyor oluşu anlamsızlaşır.
Bir toplum için bundan daha kötüsü, o toplumdaki erdemli insanların dürüstlüğünün o toplumun kahir ekseriyeti tarafından ahmaklık olarak algılanıyor oluşudur. Yani politikacıların bir toplumu soymasının esas nedeni bu erdem boşluğudur.
Yani ahlaklı olmakla ahlaksız olmak arasındaki fark giderek kapanır. Ve ahlaksız olmak, modern toplumlarda giderek örtük bir norma dönüşür.
Nihayet ölmekle yaşamak arasındaki anlam farkı da ortadan kalkar. Ölümler sıradanlaşır. Bilhassa cinayetler, intiharlar topluma yöneltilmiş en ciddi sual olmaktan çıkar.
Bütün tatlar benzeşir; meyveler ve sebzeler giderek su tadına dönüşür. Tatsızlaşır.
İşte tam olarak budur esas hikâye.


