
Lisan-ı Muhtelit ile Tekellüm Eden Müteazzımlar
"Molla Kasım’ın bu Türkçe iğnesi hangi fildişi kuleyi ilk önce sarsacak?"
Geçen gün kulak misafiri oldum. Şık giyimli, elinde afili kahvesiyle gezen biri, telefonda karşısındakine öyle bir fırça kayıyor ki sanırsınız memleketi baştan inşa ediyor. Aynen şöyle dedi:
“Dostum, bu case’i acil handle etmemiz lazım, yoksa feedback’ler hiç iyi gelmeyecek. Ben toplantıda set edeceğim, sen de bir aksiyon al artık.”
Yahu dur hele! Ne oluyor? Hangi lisanı konuşuyorsun? Kelimelerin nısfı Türkçe, nısfı İngilizce... Ortaya çıkan şey ise ne tam bir doğu lisanı ne de batı felsefesi; resmen çorba!
Hani Yunus’un şiirlerini suya atan Molla Kasım görse, bu sefer şiirleri değil, bizzat bu konuşanları nehre atardı ki lisan bir temizlensin!
İşte modern zamanların yeni modası bu: “Plaza aydınlığı”...
Eğer masanın üstüne iki tane yabancı terim fırlatmazsanız, sunumun arasına “sinerji yaratmak, vizyoner bakış, inovatif yaklaşım” gibi içi boşaltılmış devasa balonlar koymazsanız sizi işten anlamıyor sanıyorlar.
Ciddiyetle takınılan bu pozlar, o afili unvanlar, aslında tek bir şeyi gizlemek için: Yapılan işin bomboş, niteliksiz ve üretime zerre katkısı olmayan bir göz boyamadan ibaret olduğunu!
Molla Kasım’ın terazisi, senin o kartvizitindeki parlak unvanlara bakmaz arkadaş. Biz senin o “brief aldım, departmanla paylaştım” diye arkasına sığındığın yapay kibrin altındaki sığlığı tartarız. Eğriyse, ne kadar şık giyinirsen giyin, eğridir.
Bakıyorsunuz, sabahtan akşama kadar toplantı set edip, maillere “cc” ekleyip, akşama kadar kahve tüketen bir kitle türedi.
Sorduğun zaman hepsi çok meşgul, hepsi “stres altında”... Ama ortada ne elle tutulur bir fikir var ne dahi bu topraklara ait dürüst bir üretim. Varsa yoksa birbirinin sırtını sıvazlayan, birbirine sahte komplimanlar uçuran bir şov!
Biz bu şovun perdesini yırtmaya geldik.
Kendini o plaza kulelerinin tepesinde, fildişi kulelerde sanıp halkın dilini, kültürünü ve samimiyetini küçümseyenlerin o süslü cümlelerini tek tek sığaya çekeceğiz.
O araya sıkıştırdığınız İngilizce kelimeleri tek tek ayıklayıp altından çıkan o çıplak cehaleti yüzünüze vuracağız.
Bundan sonra bu köşede “Aksiyon alalım” demek yok; “Harekete geçelim, dürüstçe çalışalım” var.
“Feedback” yok; “Sözümüzün arkasında durup hesap verelim” var.
Hadi bakalım, şimdi o parlak plazalarınızın klimalı odalarında kahvelerinizi yudumlarken bu yazıyı bir inceleyin.
Bakalım Molla Kasım’ın bu Türkçe iğnesi hangi fildişi kuleyi ilk önce sarsacak?


