Gezi - Rota

Menzil-i Sânî: Tarîku's-Sefer / İpeksi Avazlar ve Acem Mülkünün Kelâm Kapıları -2

"Yollar uzadıkça ve iklimler rengini tazeledikçe anladım ki;" Üstat Emîrü’l-Müsâfirîn İbn Battûta kaleme aldı..

Menzil-i Sânî: Tarîku's-Sefer / Tanca Kapısından Konstantiniyye Surlarına Lisan Seyahati Sabıkan İcmali (1. Bölümün Özeti):
İlk kelâmımızda beyân eylediğimiz üzere; Tanca’nın ulu kapısından bismillah deyu huruç edip bilâd-ı İslâm’ı adımlamaya başlamıştık.

Mukaddes Mısır mülkünde Arap lisanının o en fasih vadilerinde ruhumuzu doyurmuş, ardından yönümüzü Anadolu’ya çevirerek gazi beylerin sofrasında saf Türkçe kelamın lezzetine varmıştık.

En nihayetinde ise Konstantiniyye’nin kadim surlarına dayanıp, yabancı avazların uğultusu arasında seyyahlığın o sessiz lisanıyla kapıları aralamıştık.

Mürekkeb-i divîtim bugün; Konstantiniyye’nin o sisli ve kâgir surlarını geride bırakıp, yönümü güneşe ve şarka çevirdiğim yeni bir menzili fâş eyleyecektir.

Yüzümüz artık şairlerin nefesiyle yoğrulmuş olan o nâzende Acem mülküne, ipeksi kelâmın kalbine doğrudur.

Bilesiniz ki, her coğrafyanın toprağı ayrı bir mahsul verirken, kelâm iklimi de insanı şaşırtacak muazzam bir tebeddüle uğramaktadır.

Rumeli ve Anadolu’nun o cengaver, düz ve keskin yollarından sıyrılıp Horasan bağlarına doğru kadem bastığımda, kelimelerin adeta ipek bir libas giyerek ruhuma dokunduğunu hissettim.

Bu nâzenin iklimde kelâm, keskin bir kılıç yahut sarsılmaz bir fıkıh sütunu olmaktan ziyade, kalbi bir mûsikî gibi saran narin bir esintiye dönüşmekteydi.

Bu kadim topraklarda, Şiraz’ın ve İsfahan’ın o gül kokulu medreselerinde, saray meclislerinde fukaha ve şairlerle dâimî surette hemhal oldum.

Gördüm ki, buralarda kelâm sadece bir meramı anlatma vasıtası değil; bülbülün güle olan aşkını, fâniliğin derunî sızısını kulaklara fısıldayan zarif bir deryadır.

Şairlerin divanlarını süsleyen o ince, nâzik ve edebi Farsça; kulak verdiğim her avazda kalbimi ayrı bir cezbe ile titretti.

Sokaklardaki esnafın dahi kelimeleri tartar gibi zarafetle konuşması, bu lisan seyahatinin en latif ve unutulmaz sayfalarını heybeme tescil eyledi.

Bir yanda Şam minberlerinden yükselen o azametli Arap lisanının fıkıh nûru, diğer yanda Konya saraylarında beylerle ettiğimiz o sadakatli Türkçe kelam dururken; Horasan semalarında yankılanan bu nâzenin edebiyat, heybeme paha biçilemez birer mücevher gibi katıldı.

Üç ulu lisanın İslâm mülkünü nasıl bir sacayağı gibi ayakta tuttuğunu, her birinin ruhun farklı bir kapısını araladığını bu topraklarda hakkıyla derk eyledim.

Şark'ın bu ipeksi mûsikîsi dimağımda hâlâ sönmez bir kandil gibi parıldamaktadır.

Yollar uzadıkça ve iklimler rengini tazeledikçe anladım ki; ulu yaratanın kullarına lütfettiği her yabancı lisan, aslında kalpten kalbe uzanan mukaddes bir köprüdür.

Biz bu seyahatte sadece şehirler devşirip mesafeleri katetmedik; her durakta o kavimlerin ruhuna, inanışına ve kelâm feyzine nüfuz eyledik.

Lâkin seyyahın kaderinde tek bir menzilde karar kılmak muhaldir; önümüzde Hind’in esrarlı nehirleri, Çin’in bilinmez ufukları tefekkürümüzü beklemektedir.

Şimdilik kelâm hırkamızı toplar, Horasan bağlarının kokusunu sînemize çekerek divitimizin ucunu mühürleriz. Lâkin seyahatimiz henüz nihayete ermiş değildir...

⏳ Gözlerimizi Hind-i Çin’in esrarlı sahillerine dikeceğimiz "Menzil-i Sâlis: Cezîretü'l-Hind ve Hazâinu'ş-Şark" haftaya burada...

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Gezi - Rota
Yavuz Selim Sürer18 Ekim 20266 dk okuma

İran'ın Kuzeyine Yolculuk – 3 (Sarein)

Gezi - Rota

Miftâhu'l-Kelimât (Sözlerin Anahtarı)

Gezi - Rota
Yavuz Selim Sürer11 Ekim 202610 dk okuma

İran'ın Kuzeyine Yolculuk – 2