Toplumsal Eleştiri

Siyasi partiler halka hizmet aracına dönüşmeli ama nasıl?

"Üreten insanlar siyasi partilerin gardını düşürmeli ve siyasi partilere çeki düzen vermeli." Fatih Köse yazdı..

21 Ekim 20265 dk okuma

12 Eylül 1980 darbesinin ardından, 22 Nisan 1983 tarihinde kabul edilen 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, aradan geçen yıllara ve yapılan değişikliklere rağmen siyasi partilerin işleyişine ilişkin tartışmaların merkezinde yer alıyor.

Partilerin lider merkezli yapıları, parti içi demokrasinin yeterince gelişememesi ve kararların dar bir yönetici kadro tarafından alınması, siyasetin halka hizmet etmesini zorlaştırıyor.

Bu yapı, zamanla partilerin kendi hedeflerini toplumun ihtiyaçlarının önüne koyan, küçük birer cemaat, oligarşik yapı ve menfaat dağıtım organizasyonu hâline dönüşmesine zemin hazırlıyor.

Mevcut yapı genel olarak şöyle işliyor:

  • Güçlü lider.

  • Liderin atadığı ve kendisine sadakatle bağlı parti yönetimi.

  • Parti yöneticilerinin taşrada eli ayağı olan ve onlara yakın duran il başkanları ya da milletvekilleri.

  • Gücünü bu insanlara yakınlıktan alan taşra siyasetçileri.

  • Memleket meselesi yerine kendi işini çözmek umuduyla bu taşra siyasetçilerinden medet umanlar.

Bu yapının kendisi, siyasetçinin gücünü halktan ve tabandan değil, yukarıdan, yani partiden almasını gerekli kılıyor.

Siyasi partilerin aradığı ideal siyasetçi tipi

  • Sorun çıkarmayan, sorgulamadan vazifesini yapan, yöneticileriyle uyumlu ve sadık olan.

  • Partisinin ilke ve hedeflerini, davasını, kızıl elmasını ve büyümesini siyasetinin anlamı ve amacı hâline getiren; partiye üye, gençlik ve “asker” kazandırmayı daha çok önceleyen.

  • Ulaşılan kamu makam ve mevkilerinin imkânlarını “bizimkiler, dava, kızıl elma” için seferber etmekten çekinmeyen.

  • “Acırsan acınacak hâle düşersin”, “Bizimkiler ve onlar”, “Bizimkiler bir yere gelmesin de ötekiler mi gelsin?”, “Ya benimlesin ya karşımdasın!”, “Kol kırılır, yen içinde kalır” gibi kabulleri olan.

  • Ehliyet ya da liyakatten ziyade zaman ve maddi imkân sahibi olan; düşünüp değer üretmek yerine görev adamı olabilecek kişiler.

Siyasi partiler, bu taşra siyasetçilerini hem kendi finansmanları hem de oligarşik parti yapılarının güçlendirilmesi için istiyor.

Meşhur genel merkez yapıları

Mevcut siyasi partiler, Anadolu'da görev yapan partililerinden her türlü fedakârlığı ve kurşun asker gibi vazife yapmalarını istiyor. Ancak kendileri hiç umulmadık şekilde yüz seksen derecelik dönüşler yapabiliyor, kitlelerini inandırdıkları şeylerin tam tersine inanır hâle getirebiliyor.

Bunu yaparken de taşradaki teşkilatlarını ve milletvekillerini birer iletişim aparatı olarak kullanıyorlar.

Siyasi partilerin genel merkezlerine yerleşmiş yapılar, ellerindeki güç ve hatırlı kişiler yardımıyla çevrelerinin makam ve iş gibi taleplerini karşılıyor. Tabanlarına “düşman, öteki, rakip” diye anlattıkları partilerin yetkilileriyle paslaşabiliyorlar.

Bir anlamda Anadolu'da “dava adamı” olmuş insanların çalışmaları ve topladıkları oylarla Ankara'da kurulu düzenlerini devam ettiriyorlar. Ehliyet, liyakat, hak ve hukuk gibi konuları göz ardı ederek kapının önünü tutanların etkisiyle kararlar alıyorlar.

İnsanlar aparata dönüştürülüyor

Siyasi partilerin bu yapısı, Anadolu'da siyaset yapan yüz binlerce insanı:

  • Sorunların çözümü için gayret gösterip yukarıdaki güçlere sorunları taşımak ve çözüm talep etmek yerine, sorunların üstünü örtmeye ve ötelemeye;

  • Bir sonraki siyasi kariyeri için parti oligarşisine sadakatle hizmet etmeye, gözünü kapayıp vazifesini yapmaya; yol arkadaşlarıyla hizmet odaklı, anlamlı bir yol yürümek yerine onlarla gizli rekabete girişmeye, içi dışı başka bir insan olmaya, rahatlıkla yalan söyleyebilmeye, amacına giden yolda birçok usulsüzlüğü mubah kabul etmeye, sürekli hesap yapmaya ve gizli gündemler takip etmeye;

  • Düşünmek, önermek ve mücadele etmek yerine susmaya, sırasını beklemeye, kişisel ikbalini halka hizmetin önüne geçirmeye;

  • Kendi çevresinde olup kendisini destekleyenleri makbul, farklı düşünenleri ise habis ur olarak görmeye ve böylece topluma “benden olanlar” ve “bana karşı olanlar” diye bakmaya itiyor.

Partiler, siyaset yapmak isteyen insanların kimliklerine, kişiliklerine ve kendileri olarak var olmalarına zarar veriyor. İnsanları israf ediyor, öğütüyor; kullanıp bir kenara bırakıyor.

Siyaset yapmak isteyenleri perçemlerinden yakalıyor. Tavşana havuç misali, gelecekle ilgili mavi boncuklar vaat edip kendi varlıkları için ucuz iş gücü olarak kullanmak istiyor.

Siyaset yapmak isteyenler aparat olmaya talim ediyor

Mevcut sistem içerisinde siyaset yapmak isteyenler, bireysel kariyerlerini sağlama almak için kendilerine verilen ödev neyse onu yapmaya gayret ediyor.

Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyemeyen; kendi mahallesindeki yanlışı “dava” adına savunan, “öteki” doğru bile yapsa takılacak bir kulp bulan, her dönem aday adayı olan, başaramayınca öfkesini içine atıp bir sonraki müsabaka için ne kadar “dava adamı” olduğunu anlatan profesyonel siyasetçilere dönüşüyorlar.

Bu insanlar, bu hâl üzere partilerin kapılarını aşındırmaya devam ettikçe partiler de kendilerini ilgi odağı olarak görmeyi sürdürüyor. Manavdan meyve seçer gibi istediklerini mıncıklayıp bir kenara koymaya devam ediyorlar.

Öte yandan düşünen, araştıran, öneren, yazan ve kendi alanında üretebilen insanlar, yani zaten tek başlarına birer değer olan kişiler, bu yapıdan ister istemez uzak duruyor. Siyasete ve ülkeye değer katamıyorlar.

İnsanlar, fikirler ve düşünceler israf ediliyor.

Mevcut mekanizmaya elverişli davranarak bütünün bir dişlisi olanlar, karar alırken düşünceye ve bilgiye önem vermek yerine, alınacak kararın kime yarayacağına ve davalarına hizmet edip etmediğine bakar hâle geliyorlar.

Halk kendini öğüten bu değirmene buğday taşıyor

Alım gücü genel olarak düşük olan halkımız, kendi neslinin geleceğini düşünüp çocuklarına iyi bir iş ve iyi bir hayat sağlamak amacıyla gücü elinde bulunduran partilere yaklaşıyor. Çocuklarını işe sokmak için buralardan medet umuyor.

Sistemin yanlışlığını ve siyasi partilerin yukarıda anlattığım yapılarını bildiği, gördüğü hâlde bu yapıyla mücadele edecek gücü kendinde bulamıyor. Bu nedenle “kendi gemisini kurtaran kaptan” anlayışıyla toplumsal faydayı düşünmek yerine bireysel çıkarlarının peşinden gidiyor.

Düşünceli, insaflı ve diğerkâm vatandaşlar bu yanlışlıklara karşı durmak istese de toplumun büyük bir kesimi kendi derdine düşüp bu değirmene buğday taşıdığı için itirazları duyulmuyor. Seslerine kulak veren, onları dikkate alan olmuyor.

Doğrular yerine güçlüler dikkate alınıyor, itibar görüyor.

Toplum çürüyor. Hak, hukuk, adalet, insaf, doğruluk ve dürüstlük kavramlarının içi boşalıyor. Bu değerleri önceleyerek yalnızca yetiştiği şehre ve memleketine hizmet etmek isteyenlerin siyaset yapması imkânsız hâle geliyor.

Milletçe kaos istiyoruz

Milletimiz hem bu yapıdan şikâyet ediyor hem siyaset mekanizmasına olan güvenini yitiriyor hem de bu kaos üreten siyasi yapının devamına destek oluyor.

Hangi parti güçlü ise ona yaklaşıyor. Kişisel menfaatini sağlamak umuduyla haklı ve doğru olanı değil, kendi usullü ya da usulsüz işini çözdürebileceği siyasetçiyi arıyor.

Ne yapmalı?

Çaresizlik, kaos ve çürüme üreten bu siyasi sistemin değişmesi için düşünen, üreten insanlar siyasi partilerin gardını düşürmeli ve siyasi partilere çeki düzen vermeli.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Toplumsal Eleştiri
Recep Karagöz15 Ekim 20264 dk okuma

Mağduriyet Bir İktidar Tekniği Olduğunda

Toplumsal Eleştiri
Turgut Akça15 Ekim 20264 dk okuma

Gayrimüslim Avrupa'ya övgü...!

Toplumsal Eleştiri
Bayram Ali Akyüz13 Ekim 20264 dk okuma

Herkese Aynı Ölçü