
Herkese Aynı Ölçü
"Başkasının yanlışına meydan okuyanlar, sıra kendi tarafına gelince neden susuyor; yoksa vicdanın da mı partisi var?" Bayram Ali Akyüz yazdı..
Dervişe sormuşlar: “Deve türkü söyler mi?”
“Dinleyecek eşek bulursa gazel bile okur,” demiş.
Şu aralar bizim siyasetin hâli tam da bu. Herkes konuşuyor, işine gelen işine geldiğini duyuyor. İktidar muhalefete, muhalefet iktidara... Bel üstü, bel altı vuruşlar, transferler...
Herkes karşı tarafın yaptığını anlatıyor. Ama aynı olayın içine kendi partisi ya da kendi kitlesi karışınca ağızlar susuyor. Başkasına söylediği sözleri kendisine söyleyemiyor.
İşte kızdığımız da bu...
İncir kabuğunu doldurmayan konularda bile açıklama yapan sivil toplum kuruluşları, her konuda söyleyecek sözü bulunan lafazanlar, iş ciddi meselelere gelince sus pus.
Bir insan yanlış yaptıysa hangi partiden olduğunun ne önemi var? i
İktidardaysa başka, muhalefetteyse başka konuşacak değiliz.
Başkasına sorduğun soruyu kendinden olana neden soramıyorsun?
Soramıyorsan söylediğin sözün ne değeri kalır?
Muhalefet belediyelerine yolsuzluk iddialarından dolayı yapılan operasyonlar, belediye meclisindeki başkanvekili seçimleri, ihaleler, bazı şirketlere verilen işler, işe gitmeden maaş aldığı söylenen kişiler, yapılmadığı hâlde parası ödendiği ileri sürülen hizmetler...
Bunlar konuşulurken belediye başkanının çıkıp yalnızca “Bizi siyasi olarak hedef alıyorlar” demesi ikna edicimi?
Aynı durum yaşanan fon olayları için de geçerli değil mi?
Kim milleti soymaya kalkmış?
Bunların yönetiminde olanlar kimler?
Kimler başkaları adına bu fonlardan vurgun yaptı?
Belgeleri gösterin, herkes görsün. Yanlış varsa kim yaptıysa ortaya çıksın. Her soruya “siyasi saldırı” diyerek cevap verilmez. Verilse de itibar edilmez.
Belediyenin kasasındaki para hepimizin. Kamunun parası hepimizin. O paranın nereye harcandığını sormak için herhangi bir partinin üyesi olmam gerekmiyor. Vergi veren, o şehirde yaşayan herkesin bunu sormaya hakkı var.
Bir şirket belediyeden iş almışsa hangi şartlarla aldığını bilmek, ihale bedeli sonradan artmışsa neden arttığını sormak, yapılan işin karşılığının ödenip ödenmediğini öğrenmek belediye başkanına düşmanlık değildir.
Aynı şey devleti yöneten merkezi yönetim için daha da fazla gerekli.
Demokrasi sadece “sandıktan birinci çıkmak” değildir. Millî iradeye saygı da yalnızca sandık değildir. En büyük saygı hesap vermektir, bilgilendirmektir.
Hata yaptıysa kabul edecek. Kendi bilgisi dışında bir iş yapılmışsa bunun nasıl olduğunu anlatacak. Suçlama asılsızsa belgelerle gösterecek.
Vatandaşın beklediği bu kadar.
Ortada ciddi denetim bulguları varken her şeyi yalnızca “iddia” diyerek geçiştirmek doğru mu?
Ya da muhalefet sözcülerinin sırf iktidarın üzerine yürümek için kesin olmayan bilgilerle itibar suikastı yapması siyaset yapmak mı oluyor?
Asıl tuhaf olan, bu soruları soran kişiye kızılması.
Kendi partisindeki fon vurguncusunu ya da bir belediye başkanını eleştiren insana hemen bir isim takılıyor. Kimi hain diyor, kimi karşı tarafa çalıştığını söylüyor. Sanki bir partiye oy veren insan, o partinin yaptığı her işi savunmak zorundaymış gibi davranılıyor.
Bir partiye oy vermek, o partinin bütün yanlışlarını kabul etmek değildir. Yanlış bir işe karışan sevdiğim, desteklediğim bir siyasetçi de olsa eleştiririz, itiraz ederiz. Bunun için kimseden izin almayız.
Üstelik aynı şey iktidar belediyeleri için de geçerli.
Onların ihaleleri, harcamaları, şirketlerle ilişkileri de incelensin. Orada da yanlış varsa ortaya çıkarılsın. Benim itirazım bir tarafın araştırılıp diğer tarafın korunmasına.
Diyelim ki bütün belediye başkanları seçimle aynı partiden seçildi ya da seçimden sonra hepsi bir partiye geçti. Ne değişir?
Sonunda hesap vermedikten sonra iktidarda olmuş, muhalefette kalmış ne fark eder? Belediyenin kapısındaki parti tabelası değişince yapılan yanlışlar doğruya mı dönüşür?
Mesele kimin hangi partiden olduğu değil, kendisine emanet edilen kamu parasının hesabını verip vermediğidir.
Ama muhalefetteki bir belediyeye soru sorulduğunda hemen iktidarın yaptıklarını anlatmak da cevap sayılmaz.
İktidar yanlış yaptı diye muhalefetin yaptığı yanlış ortadan kalkmıyor. Muhalefet yanlış yaptı diye iktidarın yaptıkları unutulmuyor.
Başkanlık koltuğuna oturan kişi bunları göze alacak. O göreve kendi parasını harcamak için gelmedi. Kendisine emanet edilen bütçeyi yönetmek için geldi.
Bazen düşünüyorum, bizim insanımız neden kendi tuttuğu partiden birine soru sorulunca bu kadar öfkeleniyor?
Daha dosyada ne olduğunu bilmeden savunmaya geçiyoruz. Karşı taraftan biri suçlanınca da mahkeme kararını beklemeden hükmü veriyoruz.
Kendi tarafımdan biri yanlış yaptığında susarsam, yarın karşı taraftakine hangi yüzle hesap sorarım?
Dervişin sözüne döneyim.
Herkes konuşuyor, herkes kendisini dinleyecek birilerini buluyor. Kimi alkışlıyor, kimi bağırıyor, kimi de kendi tarafına laf gelmesin diye duyduğunu duymazdan geliyor.
Doğru bildiğim bir şeyi söylediğimde yanımızda kimse kalmayacaksa da doğruyu söylemek mecburiyetindeyiz.
Yönetenler yaptıklarının mükâfatını halktan iktidar olarak alırlar. İyi işlerini papağan gibi saymak zorunda değiliz. Bizim görevimiz yanlışları söylemek, doğruları hatırlatmak.
Yoksa gücünü kaybeden, iktidardan uzaklaşan, ölen için konuşmak kolay.
Bunun örneklerinden biri olarak fon meselesinin ardından Fatma Betül Sayan hakkında yapılan tartışmaları da düşünmek gerekiyor. İktidarın gücünü arkasında hisseden bir siyasetçiye yönelik eleştirilerin, kendi siyasi çevresinde ne zaman ve hangi şartlarda dile getirildiği de sorgulanmalı.
Bugün söylenenler zamanında söylenseydi o hatalar olur muydu?
Şimdi “Ben demiştim” demek tribünlere oynamaktan başka nedir?
Yarın birisi bana “Sen bunları biliyordun, neden sustun?” diye sorduğunda verecek bir cevabım olsun.


