Genel

Yıllar Sonra: “Vatandaş Kumar mı Oynadı?”

Vatandaş risk aldı. Bazıları büyük hata yaptı. Fakat kumar masasını kuran vatandaş değildi. Asaf Demir yazdı..

20 Ekim 20264 dk okuma

Vatandaş mı Kumar Oynadı, Devlet mi Denetlemedi?

Çocukluğumdan aklımda kalan reklamlardan biri Banker Kastelli'ninkidir. Cüneyt Arkın, Ekrem Bora, Fikret Hakan, İzzet Günay, Eşref Kolçak, Selma Güneri... Yeşilçam'ın tanınmış oyuncuları banker reklamlarında boy gösteriyordu. “Kendime güvenli bir yol seçtim” sözü hâlâ kulağımda.

İnsanlar yüksek faize olduğu kadar bu isimlere de güveniyordu. Reklamlar televizyonda, ilanlar gazetelerdeydi. Banker büroları herkesin gözü önünde çalışıyordu. Vatandaş da bu faaliyetlerin devletin bilgisi ve denetimi altında olduğunu düşünüyordu.

1980'lerin başında, 24 Ocak kararlarının ardından finans piyasası hızla değişti. Faiz politikaları serbestleşirken denetim yetersiz kaldı. Bankerler bankalardan daha yüksek kazanç vaat ederek para toplamaya başladı. Memur, işçi, emekli, esnaf birikimini götürdü. Evini, arabasını satanlar oldu.

Bazı bankerler mevduat sertifikaları ve şirket tahvilleri üzerinden çalışıyordu. Bazıları ise yeni gelen parayla eski müşterilerine ödeme yapıyordu. Ödemeler aksayınca sistemin sorunları ortaya çıktı.

22 Eylül 1981'de dönemin Maliye Bakanı Kaya Erdem'in sözleri Milliyet'in manşetindeydi:

“Vatandaş kumar oynamıştır.”

1982'de Banker Kastelli olarak tanınan Cevher Özden'in yurt dışına çıkmasıyla kriz derinleşti. Çok sayıda aile birikimini kaybetti. Özden daha sonra Türkiye'ye döndü, tutuklandı, yıllarca davalarla uğraştı. 2008'de yaşamına son verdi.

Bizim mahalledeki fırıncı Kemal abi de 1983'te sattığı dairenin parasını bankerde kaybedince intihar etmişti.

O yüzden bu konu benim için yalnızca eski bir ekonomik kriz değil.

Elbette yüksek faiz isteyen risk alır. Kısa yoldan zengin olmak isteyenler de vardı. Fakat o yıllarda enflasyon insanların birikimlerini eritiyordu. Parasını korumaya çalışanlar, açıkça faaliyet gösteren ve ünlü isimlerle reklam yapan kuruluşlara yöneldi.

Peki, bankerler bu kadar büyürken denetim neredeydi?

1990'larda Titan gibi saadet zincirleri ortaya çıktı. Yeni katılanların parasıyla öncekilere ödeme yapılıyordu. İlk kazananlar yakınlarını sisteme çekiyor, para girişi durunca düzen çöküyordu.

Aynı yıllarda Avrupa'daki Türklerden, Türkiye'de kurulacak şirketlere ortaklık vaadiyle para toplayan bazı holdingler gündeme geldi. İnsanlar yalnızca kazanç beklentisiyle değil, memleket ve hemşehrilik bağıyla da para verdi. Bir kısmı sonradan ortaklığını kanıtlayacak belge bile bulamadı.

1994, ardından 2000 ve 2001 bankacılık krizleri yaşandı. Bu kez sorun banker bürolarında değil, resmî izinle çalışan bankalardaydı. Kötü yönetim, ilişkili şirketlere aktarılan kaynaklar ve yetersiz denetim yüzünden bazı bankalara TMSF tarafından el konuldu, bazılarının faaliyet izni kaldırıldı.

Vatandaşın bankanın bilançosunu, patronuna verdiği kredileri ve gerçek mali durumunu bilmesi beklenemez. Bunları denetleyecek kurumlar zaten bunun için vardır.

2003'te İmar Bankası olayı yaşandı. İnsanların elinde dekontlar bulunmasına rağmen bazı hesapların bankanın resmî kayıtlarında olmadığı ortaya çıktı. Devlet iç borçlanma senedi işlemlerinde de usulsüzlükler belirlendi.

Banker yerine bankaya güvenen insanlar bu kez başka bir sorunla karşılaşmıştı.

Yıllar sonra Çiftlik Bank geldi. İnternet üzerinden sanal hayvan satın alarak kazanç elde edileceği anlatıldı. Gerçek çiftlikler, mağazalar ve gösterişli açılışlar güven sağladı. Sistem çöktüğünde binlerce kişi parasını alamadı. 2025'te Mehmet Aydın ve kardeşi Fatih Aydın'a 45 bin yılı aşan hapis cezaları verildi.

2021'de Thodex gündeme geldi. İnsanlar kripto varlıklarını alıp sattıkları platforma erişemez oldu. Kurucu Faruk Fatih Özer yurt dışına çıktı, daha sonra yakalanıp Türkiye'ye getirildi. İlk yargılamadaki ağır hapis cezası istinafta bozuldu. Özer, Kasım 2025'te cezaevinde ölü bulundu.

Seçil Erzan davasında ise bir banka şube müdürünün, yüksek kazanç vaat edilen sözde özel bir fon için para topladığı iddiaları gündeme geldi. Aralarında tanınmış futbolcular da vardı. Verilen mahkûmiyet kararı istinafta bozuldu ve 2026'da yeniden yargılama başladı.

Burada yasal yatırım fonlarıyla denetimsiz para toplama faaliyetlerini ayırmak gerekiyor. Gerçek yatırım fonlarının kayıtları, yöneticileri, yatırım esasları ve denetim kuralları vardır. “Gizli fon” adı altında kişisel hesaplara veya elden para toplanması başka bir meseledir.

Bu olayların hepsi aynı değil. Banka krizleriyle saadet zincirlerini, kripto platformlarıyla izinsiz para toplamayı tek bir dolandırıcılık yöntemi gibi değerlendiremeyiz. Devletin yetkisi ve sorumluluğu da her olayda aynı değil.

Ama ortak bir sorun var: İnsanlar çoğu zaman kazanç vaadinin yanında bir isme, unvana, tabelaya veya tanıdıkları kişiye güvenerek karar veriyor. Usulsüzlükler ortaya çıktığında ise birikimlerini geri almak yıllar sürebiliyor.

Bugün bu işler çok daha hızlı yürütülebiliyor. Eskiden banker bürosu açmak, gazete ilanı vermek gerekiyordu. Şimdi sosyal medyada sahte uzman hesabı açmak veya mesajlaşma grubunda yüksek kazanç vaat etmek yeterli olabiliyor.

Enflasyon karşısında parasını korumaya çalışan insanlar da bu vaatlerin hedefi hâline geliyor.

Burada vatandaşın sorumluluğunu görmezden gelemeyiz. Olağan dışı kazanç vaatleri sorgulanmalı. Para yatırılan kuruluşun yetkisi araştırılmalı. Birikimin tamamı tek bir yatırıma bağlanmamalı. Belgesiz veya kişisel hesaplara para gönderilmemeli.

Fakat devletin görevi vatandaşa dikkatli olmasını söylemekten ibaret değil. Yetkisiz para toplama faaliyetlerini izlemek, yanıltıcı reklamları engellemek, şikâyetleri araştırmak ve gerekli müdahaleleri zamanında yapmak da gerekiyor.

Her zararı devletin karşılaması gerektiğini savunmuyorum. Her yatırım kaybını da denetim eksikliğine bağlamıyorum. Yatırım riskiyle dolandırıcılığı, piyasa zararıyla usulsüzlüğü birbirinden ayırmak zorundayız.

Benim itirazım, sorun ortaya çıktıktan sonra bütün sorumluluğun vatandaşa yüklenmesine.

Kaya Erdem'in kırk beş yıl önceki sözü bu yüzden hâlâ aklımda. O sözü hatırladığımda Banker Kastelli reklamları geliyor gözümün önüne. Bir de bizim mahalledeki fırıncı Kemal abi.

Vatandaş yanlış karar verebilir, yüksek kazanç uğruna büyük risk alabilir. Bunun sonuçlarından da bütünüyle muaf tutulamaz.

Ama vatandaşın hatası, denetlemekle görevli olanların ne yaptığının sorulmasına engel değildir.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Genel
Bayram Ali Akyüz20 Ekim 20264 dk okuma

Varlıklıya Hibe Vermek Adalet mi?

Genel

Zamanın İptidası ve Hizânetü’l-Hikme’den Akademiye Teceddüt

Genel
Bayram Ali Akyüz14 Ekim 20264 dk okuma

Kardeşliğin de Bir Vicdanı Olmalı