Denemeler
Montaigne kesin hüküm vermeyi reddettiği için değil, verdiği hükmün geçici olduğunu bildiği için okunuyor. Bu yayının adını da bir yerde ona borçluyum.
Denemeler'i okumaya başlamak kolay, sürdürmek zordur. Montaigne bir konuyu açar, iki sayfa sonra tamamen başka bir yere sapar, sonra hiç uyarmadan ilk konuya döner. Bu dağınıklık kusur değil; yöntemin kendisi. Yazar düşüncesini temize çekmiyor, düşünürken tutuyor.
Sabahattin Eyüboğlu'nun seçtiği ve çevirdiği metinler, tam metnin ağırlığını taşımadan bu yöntemi görünür kılıyor. Türkçedeki deneme geleneğinin büyük ölçüde bu çeviriden beslendiğini de hesaba katmak gerekiyor.
Kesin hükümden önce
Montaigne'in en çok tekrarlanan sorusu çoğu zaman bir alçakgönüllülük jesti sanılır. Değildir. Ne bildiğini sorması, elindeki kanıtın ne kadarının gerçekten kanıt olduğunu sayma çağrısıdır ve bugünkü tartışma kültürüne en uzak duran şey de tam olarak budur.
Kitap boyunca yazarın kendi fikrini savunurken bile ona mesafe koyduğu görülüyor. Bir görüşü anlatıp hemen ardından o görüşün zayıf yerini kendisi gösteriyor. Böyle yazmak, haklı çıkmayı ikinci plana atmayı gerektiriyor.
Bugün nasıl okunur
Metnin kimi bölümleri — özellikle antik kaynaklardan yapılan uzun aktarmalar — çağdaş okur için ağır ilerliyor. Bu bölümleri atlamak kitaba zarar vermiyor; Montaigne'in kendisi de okuru böyle bir özgürlüğe davet ediyor.
En verimli okuma biçimi, bir denemeyi bitirdikten sonra kapatmak ve ertesi güne bırakmak. Kitap ardışık bir argüman kurmuyor; her metin kendi başına tamamlanıyor ve arka arkaya okununca birbirini bastırıyor.




