Görünmeyen Kentler
Calvino'nun Kubilay Han'a anlattırdığı şehirler gerçekte tek bir şehrin, hafızanın ve arzunun farklı adlarla tekrar tekrar kurulmuş hâlleri.
Görünmeyen Kentler'i roman diye okumaya kalkışmak, kitabın ilk otuz sayfasında insanı yorar. Olay yok, karakter gelişimi yok, sonuca doğru ilerleyen bir gerilim de yok. Marco Polo, yaşlanmakta olan Kubilay Han'a gezdiğini söylediği şehirleri anlatır; anlatı bittiğinde han bir şey sorar, sonra yeni bir şehir başlar. Yapı buna benziyor: elli beş kısa metin ve aralarına serpiştirilmiş diyaloglar.
Kitabın asıl hamlesi, bu tekrarın kendisinde. Her şehir birbirinden bağımsız görünüyor ama okuma ilerledikçe aynı öğelerin — su, ölü, ayna, merdiven, ad — farklı düzenlerle yeniden kurulduğu fark ediliyor. Calvino şehirleri anlatmıyor; şehir anlatmanın kaç türlü mümkün olduğunu gösteriyor.
Anlatılan şehir mi, anlatan mı
Kitabın en bilinen anı, Kubilay Han'ın Marco Polo'ya neden hiç Venedik'ten söz etmediğini sorduğu bölümdür. Cevap açık: her şehri anlatırken Venedik'i anlatıyordur. Bu, kitabın merkezindeki fikri tek cümleye indirger. Bir yeri tarif etmek, tarif edenin nereden baktığını itiraf etmektir.
Bu yüzden Görünmeyen Kentler'i bir seyahat kitabı gibi okumak yanıltıcı. Şehirler gezilmiyor, hatırlanıyor. Ve hatırlama her seferinde biraz kurma işi olduğu için, kitabın adındaki görünmezlik bir eksikliği değil, bir yöntemi gösteriyor.
Çeviri ve baskı üzerine
Işıl Saatçioğlu çevirisi, Calvino'nun kısa cümlelerdeki ritmini Türkçede koruyor. Metnin şiire yaklaştığı yerlerde çeviri de sıkışmadan ilerliyor; bu tür bir metinde en zor iş de bu. Yapı Kredi baskısı sade, dipnot yükü taşımıyor — kitabın havasına uygun bir tercih.
Tek eksiği, bölümlerin sınıflandırıldığı başlıkların okurken izlenmesini kolaylaştıracak bir dizinin bulunmaması. İkinci okumada bu şema önem kazanıyor ve kitabın sonunda böyle bir sayfa olması iyi olurdu.
Kime önerilir
Baştan sona bir oturuşta okunmak için yazılmamış. En iyi işleyen yöntem, günde iki üç şehir okuyup bırakmak. Kitap böyle okunduğunda bir romandan çok, başucunda duran ve rastgele açıldığında hep bir şey söyleyen bir metne dönüşüyor.
Şehir üzerine düşünen, mimarlıkla ya da kent yazısıyla ilgilenen herkes için neredeyse zorunlu. Düz anlatı bekleyen okur içinse sabırlı bir başlangıç gerekiyor; ilk on şehri geçen kitabı bırakmaz.




